29 Ocak 2017 Pazar

YULAF EZMELİ KURABİYE







Merhaba, bugün ilk kez yulaf ezmesinden kurabiye yapmayı denedim. Ehh, fena da olmadı. Aramızda diyette olanlar varsa diyete uygun, yağsız, unsuz, şekersiz olan bu kurabiyeyi kesinlikle denemeliler. Tabii çok büyük beklentileriniz olmasın :) alışık olduğumuz kurabiye lezzetinden sonra biraz yavan gelebilir ancak benim hoşuma gitti. Çayın ya da bir bardak sütün yanına çok güzel sağlıklı bir atıştırmalık olacak. İnternette bulunan birkaç tarifi harmanlayarak denedim. Gelelim tarife;



Malzemeler:
2 yumurta
2 muz (eğer çok küçüklerse 4 tane)
2 su bardağı yulaf ezmesi
1 tatlı kaşığı kakao (isteğe göre tarçın da olabilir)
1 paket kabartma tozu
10 adet kuru kayısı
3 adet hurma
4 yemek kaşığı fındık ya da ceviz (dövülmüş)
1 yemek kaşığı bal
*kuru meyveler isteğe göre değiştirilebilir

Yapılışı:
Yumurtanın beyazı köpürene kadar çırpılır. İçerisine ezilmiş muz, yulaf ezmesi, kakao, kabartma tozu, yumurtanın sarısı, küçük küpler şeklinde doğranmış kuru meyveler, fındık ya da ceviz ve bal eklenir. İyice karıştırıldıktan sonra tepsiye kaşık yardımıyla konulur. Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında 10 dakika pişirilir. Taze bir çay demlenir ve afiyetle yenir. :))


20 Haziran 2016 Pazartesi

İLK NESİL ROTRİNG KALEM




Herkeslere merhabalar. 

Yukarıdaki kalemleri tanıyanınız var mı acaba? Evet evet, Rotring'in meşhur Tikky serisi. Zamanında kullanmış olanlar bu fotoğrafı görünce pek bi' duygulanmıştır şimdi di mi?

Ben de bir süredir Rotring Tikky serisinin ilk neslini yani yukarıdaki fotoğrafta en üstte duranı arıyorum ancak tüm arama ve taramalarıma rağmen bir türlü bulamadım. :(

Sonra dedim ki kendi kendime belki sevgili blogger arkadaşlarımdan bu güzelim kaleme denk gelen ya da elinde mevcut olup benimle paylaşmak isteyen birileri olabilir. Eğer böyle bir durum olursa beni çok çok mutlu edersiniz. 

Herkese mutlu, huzurlu, sorusuz bir hafta diliyorum. 

15 Haziran 2016 Çarşamba

GÖNDERİLMEYECEK MEKTUPLAR - 6


Kalbim o kadar yorgun ki... Ah, bi' bilebilseniz ne denli yorgunum.
 
Artık gülemediğimi fark ettiğimi biliyor musunuz? Kalbimde hep bir acı, boğazımda hep bir düğüm.

Gülememe sebebimsiniz aynı zamanda gülebildiğim tek yersiniz. Sadece sizin yanınızda -gerçekten- mutlu ve huzurlu olabiliyorum. Sadece sizin yanınızda kendimi 'tam' hissedebiliyorum. Aksi halde bünyemde oluşan hep bir eksiklik hissi...

Sanki bana hayat veren en önemli organım yokmuş gibi, sanki yaşayabilmem için gerekli olan oksijenin kimyası bozulmuş gibi, sanki kalbim kan pompalamayı unutuyormuş gibi...

Hep bir şeyler eksik.

Kalbim eksik kalıyor mesela. O kadar çok sizinle doldurmuşum ki kalbimi, siz gidince kalbim de terk ediyor beni.

Siz gidince...

Bu durumda gitmeyi bir fiil olarak düşünmemek gerek. O halde bekleyebilirdim ama ruhen gidiyorsa bir kişi ne yapılabilir? Ne yapabilirim?

'Dur' diyemem...

'Kal' diyemem...

'Gitme' diyemem...

'Git' diyemem...

Hiçbir şey diyemeyince insan derin bir sessizlik çukurunda buluyor kendini. Sonsuz bir sessizlikle kavruluyor, kabuğuna çekiliyor. Sonra...

Sonra?

Tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanmış gibiyim. Ne bir ilacı var ne de bir şifacısı. Benliğimi kaplayan ölümcül bir hastalık gibi.

25 Ekim 2015 Pazar

OKUDUKLARIM 26 - MİNO'NUN SİYAH GÜLÜ


Hüsnü Arkan'ın kaleme aldığı yanılmıyorsam 5. kitabı Mino'nun Siyah Gülü. Kitaba geçmeden önce Hüsnü Arkan'dan azıcık bahsetsek sanırım yerinde bir davranış olacak. 1958 İzmir doğumlu ve çoğumuzun Ezginin Günlüğü ile tanıdığı şahane sesli sanatçıdır kendileri. 2010 yılında Ezginin Günlüğünden ayrılarak müzik hayatına tek başına devam etti. 'Solo' isimli bir albüm çıkardı ki mutlak surette dinlemelisiniz. Bunun yanı sıra yeni çıkardığı Kırık Hava isimli bir albümü daha var, hemen alt tarafa bir link bırakacağım, dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Ve Mino'nun Siyah Gülü... Hüsnü Arkan'ın okuduğum ilk kitabı ve okurken hemen her sayfada neden şimdiye dek okumadım diye hayıflanıp durdum.. En az şarkıları/sesi kadar hüzünlü ve bir o kadar da samimi bir kitap olmuş. 

2011 yılında Kırmızı Kedi Yayınevinden çıktı kitap, Arka kapak yazısı şöyle;

"Tayin emrim üç ay sonra çıktı. Emri aldığım günün sabahında Hasan'ı astılar.
İnfaz gecesi uyumamıştık. Babam, Nuri Amca, annem ve ben, salondaki masanın çevresinde oturuyorduk. Pencerenin önündeki çıplak akasyaya konmuş suskun, korunmasız kış serçeleri gibi... Radyoyu açmıştık; bir haber bekliyorduk... Annem sık sık mutfağa gidip ağlıyordu. Nuri Amca, kımıldamaksızın önüne bakıyordu. Elleri dizlerinin üstündeydi. Omuzları çökmüştü... Konuşmuyorduk. Birbirimizin yüzüne bakamıyorduk.
İnsan, sonuna kadar umutlu olabiliyor. Umut bir çare değil ama galiba çareden daha büyük bir şey.
1960'lı yıllarda bir Ege kasabasında başlayan yasak bir aşkla 12 Eylül'ün hemen öncesinde gelişip darbenin ardından pek çok kişiyle paylaşılan bir kaderle son bulan kırık bir aşk: iki katmanlı bu romanın iç içe geçen iki farklı hikâyesi. Mücadeleleriyle, inançlarıyla, haklılıkları ve yenilgileriyle bütün bir kuşak ve darbelerden, idamlardan geçen, yarım kalan hikâyelerle 2000'li yıllara uzanan yakın tarihimiz. Siyasi bir ortamın içinde filiz veren aşklar, yeşeren duygular, yarım kalan umutlar.
Hüsnü Arkan, 60'lı yıllardan başlayarak, özellikle 12 Eylül döneminin acıtan sayfalarına bir ailenin kadınlarının gözünden bakıyor"

Bir dönem farklı kişilerin dilinden, farklı zaman dilimlerinde anlatılıyor. Hikayesi kadar anlatımı da oldukça güzel, keşke daha uzun olsaydı da okumaya devam etsem diye düşündüm kitap bitince. Betimlemeler, duyguların yansıtılma şekli o kadar naif ki... 

Hele de politik olaylara birazcık da olsa meraklıysanız sarıp götürecektir sizi. "Politika molitika ben anlamaz, işim olmaz" diyorsanız da içerisinde sizi bekleyen hoş bir aşk hikayesi yer almakta. Yani her şartta okumalısınız. :)

Ayrıca kitapta anlatılan hikaye çok gerçek, çok samimi. Ütopik bir şeylerden bahsetmiyor, o kadar bizden, o kadar candan ve bir o kadar da gerçek...


7 Eylül 2015 Pazartesi

CANLI VE KANLI DENEMELER

Canım yandı canımın canı
Hiç yanar mı cananın canı


Camsız ve de cansız bir odada yandı tüm o can kırıkları


Canı yakanın yanar mı canı
Cana yanan da yakar mı canı

31 Ağustos 2015 Pazartesi

OKUDUKLARIM - 25 (AZİZ NESİN - ALİ NESİN MEKTUPLAŞMALARI 4)



Bugün fark ettim ki uzun zamandır okuduğum kitapları paylaşmıyormuşum. Niye böyle yapıyor muşum ki? Bilemedim. :)) Halbuki yazmaktan da okumaktan da en çok zevk aldığım yazılardan biri de kitap yorumlarıdır.

Son zamanlarda bolca Aziz Nesin kitapları okuyorum. Aziz Nesin'in öykülerini ve belki de hicivlerini okudukça üzülüyorum aslında. Demek ki bu ülkede -geçen bunca zamana rağmen- değişen hiçbir şey yok diyorum. Yazılan her öyküde anlatılan olaylar o kadar güncel ve o kadar tanıdık ki... Gülsek mi? Ağlasak mı? 

29 Ağustos 2015 Cumartesi

GÖNDERİLMEYECEK MEKTUPLAR - 5

Bugün yine kalbim kalbinizi buldu ansızın. Tensel hiçbir temasa gerek duymadan üstelik. Gözlerimi kapamam yeterli bunun için, bu bir lütuf değil de nedir söyler misiniz?

Bugün yine saatlerce konuştum sizinle, siz yokken. Ah bir de sizin bu suskunluğunuz olmasa...

Susmayın.

Sizin susmanız demek, benim kahrolmam demek. Rica ederim susmayın.

Ben mühürlemişken kalbimi sizden gayrısına, size susmak hiç mi hiç yakışmıyor. Öyle güzel bir ezgi ki sesiniz, mahrum bırakmayın.

Armağanım olsun size kalemimden çıkan her kelime, dudaklarımdan dökülen her cümle, geleceğim ve geçmişim, bana sizi anımsatan tüm o şarkılar armağanım olsun size...

Her bir satıra eşlik edercesine süzülen bu yaşlar armağanım olsun size...