25 Ekim 2015 Pazar

OKUDUKLARIM 26 - MİNO'NUN SİYAH GÜLÜ


Hüsnü Arkan'ın kaleme aldığı yanılmıyorsam 5. kitabı Mino'nun Siyah Gülü. Kitaba geçmeden önce Hüsnü Arkan'dan azıcık bahsetsek sanırım yerinde bir davranış olacak. 1958 İzmir doğumlu ve çoğumuzun Ezginin Günlüğü ile tanıdığı şahane sesli sanatçıdır kendileri. 2010 yılında Ezginin Günlüğünden ayrılarak müzik hayatına tek başına devam etti. 'Solo' isimli bir albüm çıkardı ki mutlak surette dinlemelisiniz. Bunun yanı sıra yeni çıkardığı Kırık Hava isimli bir albümü daha var, hemen alt tarafa bir link bırakacağım, dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Ve Mino'nun Siyah Gülü... Hüsnü Arkan'ın okuduğum ilk kitabı ve okurken hemen her sayfada neden şimdiye dek okumadım diye hayıflanıp durdum.. En az şarkıları/sesi kadar hüzünlü ve bir o kadar da samimi bir kitap olmuş. 

2011 yılında Kırmızı Kedi Yayınevinden çıktı kitap, Arka kapak yazısı şöyle;

"Tayin emrim üç ay sonra çıktı. Emri aldığım günün sabahında Hasan'ı astılar.
İnfaz gecesi uyumamıştık. Babam, Nuri Amca, annem ve ben, salondaki masanın çevresinde oturuyorduk. Pencerenin önündeki çıplak akasyaya konmuş suskun, korunmasız kış serçeleri gibi... Radyoyu açmıştık; bir haber bekliyorduk... Annem sık sık mutfağa gidip ağlıyordu. Nuri Amca, kımıldamaksızın önüne bakıyordu. Elleri dizlerinin üstündeydi. Omuzları çökmüştü... Konuşmuyorduk. Birbirimizin yüzüne bakamıyorduk.
İnsan, sonuna kadar umutlu olabiliyor. Umut bir çare değil ama galiba çareden daha büyük bir şey.
1960'lı yıllarda bir Ege kasabasında başlayan yasak bir aşkla 12 Eylül'ün hemen öncesinde gelişip darbenin ardından pek çok kişiyle paylaşılan bir kaderle son bulan kırık bir aşk: iki katmanlı bu romanın iç içe geçen iki farklı hikâyesi. Mücadeleleriyle, inançlarıyla, haklılıkları ve yenilgileriyle bütün bir kuşak ve darbelerden, idamlardan geçen, yarım kalan hikâyelerle 2000'li yıllara uzanan yakın tarihimiz. Siyasi bir ortamın içinde filiz veren aşklar, yeşeren duygular, yarım kalan umutlar.
Hüsnü Arkan, 60'lı yıllardan başlayarak, özellikle 12 Eylül döneminin acıtan sayfalarına bir ailenin kadınlarının gözünden bakıyor"

Bir dönem farklı kişilerin dilinden, farklı zaman dilimlerinde anlatılıyor. Hikayesi kadar anlatımı da oldukça güzel, keşke daha uzun olsaydı da okumaya devam etsem diye düşündüm kitap bitince. Betimlemeler, duyguların yansıtılma şekli o kadar naif ki... 

Hele de politik olaylara birazcık da olsa meraklıysanız sarıp götürecektir sizi. "Politika molitika ben anlamaz, işim olmaz" diyorsanız da içerisinde sizi bekleyen hoş bir aşk hikayesi yer almakta. Yani her şartta okumalısınız. :)

Ayrıca kitapta anlatılan hikaye çok gerçek, çok samimi. Ütopik bir şeylerden bahsetmiyor, o kadar bizden, o kadar candan ve bir o kadar da gerçek...


7 Eylül 2015 Pazartesi

CANLI VE KANLI DENEMELER

Canım yandı canımın canı
Hiç yanar mı cananın canı


Camsız ve de cansız bir odada yandı tüm o can kırıkları


Canı yakanın yanar mı canı
Cana yanan da yakar mı canı

31 Ağustos 2015 Pazartesi

OKUDUKLARIM - 25 (AZİZ NESİN - ALİ NESİN MEKTUPLAŞMALARI 4)



Bugün fark ettim ki uzun zamandır okuduğum kitapları paylaşmıyormuşum. Niye böyle yapıyor muşum ki? Bilemedim. :)) Halbuki yazmaktan da okumaktan da en çok zevk aldığım yazılardan biri de kitap yorumlarıdır.

Son zamanlarda bolca Aziz Nesin kitapları okuyorum. Aziz Nesin'in öykülerini ve belki de hicivlerini okudukça üzülüyorum aslında. Demek ki bu ülkede -geçen bunca zamana rağmen- değişen hiçbir şey yok diyorum. Yazılan her öyküde anlatılan olaylar o kadar güncel ve o kadar tanıdık ki... Gülsek mi? Ağlasak mı? 

29 Ağustos 2015 Cumartesi

GÖNDERİLMEYECEK MEKTUPLAR - 5

Bugün yine kalbim kalbinizi buldu ansızın. Tensel hiçbir temasa gerek duymadan üstelik. Gözlerimi kapamam yeterli bunun için, bu bir lütuf değil de nedir söyler misiniz?

Bugün yine saatlerce konuştum sizinle, siz yokken. Ah bir de sizin bu suskunluğunuz olmasa...

Susmayın.

Sizin susmanız demek, benim kahrolmam demek. Rica ederim susmayın.

Ben mühürlemişken kalbimi sizden gayrısına, size susmak hiç mi hiç yakışmıyor. Öyle güzel bir ezgi ki sesiniz, mahrum bırakmayın.

Armağanım olsun size kalemimden çıkan her kelime, dudaklarımdan dökülen her cümle, geleceğim ve geçmişim, bana sizi anımsatan tüm o şarkılar armağanım olsun size...

Her bir satıra eşlik edercesine süzülen bu yaşlar armağanım olsun size...

27 Ağustos 2015 Perşembe

GÖNDERİLMEYECEK MEKTUPLAR - 4

Bir zamanlar bir yerde şöyle bir şey okumuştum 'canım demekle, can'ım demek hiç bir olur mu?', bilemiyorum ki nerede okudum. 

İşte o gün bugündür "can'ım" diye sesleniyorum size. Hiç duyamayacağınız bir ses ile "can'ım, can'ım'' diye tekrarlayıp duruyorum; hiç usanmadan, hiç sıkılmadan, hiç yorulmadan. Affınıza sığınarak itiraf ediyorum ki, bu denli bir sahiplenme hissiyatı içerisindeyim size karşı.

Can'ım,

Kimsesizliğime karşın kimsem olsanız,
Sessizliğime karşın sesim olsanız,
Yalnızlığıma karşın kalabalığım olsanız keşke...

Gecelerime mehtap,
Gecelerime dolunay olsanız keşke...

Günlerime ışık olup, hayatıma mana katsanız...

Derdime deva,
Acıma ortak,
Neşeme sebep olsanız keşke...

Derdi dermanından daha çok sevmeyi öğrendim sayenizde, size müteşekkirim.

25 Ağustos 2015 Salı

İMAM BAYILDI, HÜNKAR BEĞENDİ

Ülkenin herhangi bir yerinde küçük bir kasabada yaşıyordu. Öyle küçük bir yerdi ki herkes herkesi tanır, herkes herkesin hayatını en ince ayrıntısına kadar bilirdi. Çorak bir kasabaydı. Kasabalı verimsiz topraklar nedeniyle hayvancılık ile geçimini sağlardı. Sokaklarda yoğun bir ahır kokusu olurdu her daim. Herkes aşinaydı artık bu kokuya. Sert topraklarda yaşayan acımasız insanların bulunduğu "şirin" bir kasabaydı. Kasabalı toprağın sertliği ve verimsizliği ile özdeşleşmiş bir haldeydi adeta.

GÖNDERİLMEYECEK MEKTUPLAR - 3

Tam da şu anda derin bir soluk almam gerekiyor. En büyük hissizliğimin içerisinde oturup soluklanmam gerekiyor. 
Uzunca bir nefes çekip içimde saklamalıyım o nefesi. Nefesimi siz yerine koymalıyım. 

Ahh, hayat çok zor bayım, hayat çok yorucu. Bazen küçük bir 'es' gerektiğini hissediyorum.

Bilebilseniz keşke...
Keskin bir virajın tam da önündeyim, viraj beni bekliyor.
Görebilseniz keşke...
Viraj keskin, ben çaresiz.
Hissedebilseniz keşke...

Bazen merak ediyorum da; niçin? Bana reva gördüğünüz bu acı sizce de fazla değil mi? Oysa siz öylesine masumsunuz ki. Gönlümün en masum çocuğu... 

23 Ağustos 2015 Pazar

GÖNDERİLMEYECEK MEKTUPLAR - 2

Oysa bahar gibiydi sesiniz. Bahar gibiydi sesinizdeki o tını. Tüm hücrelerimi yeniden canlandırıyordu, kış sonrası yeniden hayat bulan bitki örtüsü gibi.

Peki ya gülüşünüz? Merak ediyorum da, can verebilir mi ölmüş bir kalbe? 

Bilmem farkında mısınız, gülüşünüz ile tekrar hayata bağlayabiliyorsunuz kendinden hiçbir umudu kalmamış olan bir kalbi...

Susmasanız keşke. Sonsuz vaktiniz olsa ve sonsuz vaktim olsa, siz konuşsanız ben dinlesem. 
Siz gülseniz, ben gülsem. 
Siz gülümsedikçe ben hayata tekrar tutunsam. 
Siz gülseniz ben ağlasam. 
Siz güldükçe ben sarılsam tüm keşkelere ve tüm umutlara ve tüm hayallere ve tüm imkansızlıklara ve de tüm gözyaşlarına. 
Siz gülseniz ben tekrar ve tekrar bağlansam. 
Siz gülseniz ben sonsuzluğa karışsam. 

Ardından bir yıldız kaysa gökyüzünden ve tek dileğim olarak dökülse dudaklarımdan isminiz. Söylerken bile tüm benliğimin sarsılmasına sebep olan isminiz...


22 Ağustos 2015 Cumartesi

GÖNDERİLMEYECEK MEKTUPLAR - 1

İçimde hep bir hüzün. Böyle bir kimsesizlik hissi. Büyük bir özlem, küçük bir umut ve kimsesiz bir çocuk.
Çıkar mısınız aklımdan? Lütfen bayım, kalbimden çıkabilir misiniz rica etsem? Sözlerinizin bende yarattığı etkiyi bilseniz sanıyorum ki daha dikkatli olurdunuz. Her bir kelâmınız büyük bir zelzele oluşturuyor bende...
Keşke fark edebilseniz gözlerinizin bende bıraktığı etkiyi, keşke bilebilseniz ne yaralar açıyorsunuz yüreğimde.
Sönüyor bir bir gönlümde yanan tüm ışıklar.
Bayım bir bilseniz ne de güzel gülüyorsunuz öyle. Çekim alanınıza girmemek adeta imkansız.
Merak ediyorum da hangi limana demir attınız, hangi limanda beklemektesiniz acaba? Benim tek rotam sizin kalbinize çıkan yolu gösteriyor iken siz acaba hangi limanda konaklıyorsunuz?

21 Ağustos 2015 Cuma

DAKTİLO


Bugün daktilomu görücüye çıkarıyorum. :) Son birkaç aydır yapmaktan en çok zevk aldığım şeylerden biri ve hatta tek şey daktilo ile yazı yazmak. Tuşlara bastıkça çıkan o sesler öyle hoşuma gidiyor ki, keşke vaktim olsa da bütün gün yazsam. 

Gerçi son iki haftadır hiç elimi bile süremiyorum ama olsun, varlığı yeter. :)

20 Ağustos 2015 Perşembe

İÇ DÖKÜŞ - 15


Yine firarlardaydım ben. :) Nedense pek bir yazasım gelmedi son zamanlarda, ara sıra böyle oluyor. İçimden hiç yazmak gelmiyor. Yazmadığım sürelerde bol bol okudum. Aslında bazen de içimden okumak da gelmiyor ve aylarca tek bir sayfa bile okumuyorum. Böyle zamanlarda zorlamıyorum kendimi. 

7 Temmuz 2015 Salı

BU DA BÖYLE BİR GÜN

Yazıyı okumaya başlamadan önce ufak bir uyarı geçeyim. Fazlaca kişisel ve sıkıcı bir yazı olacak sanırım, şimdiden bilin istedim.

Uyarımı yapıp içimi rahatlattığıma göre başlayabilirim. :)

İşyerinden bir arkadaşla aramızda ufak bir sorun yaşandı bugün. Değer verdiğim bir arkadaş olduğu için fazlaca üzüldüm. Haklı olduğumu bilmeme rağmen sürekli olarak kendimi sakinleştirmeye, bir adım atmaya çalıştım ama arkadaş buna rağmen böyle bir triplere girince iyice moralim bozuldu.

Hani bazen olur ya haklısınızdır ama karşınızdaki kişi ısrarla kendi bildiğinin/sandığının doğru olduğunu düşünür fakat sen biliyorsundur ne duyduğunu ya da ne duymadığını, ne gördüğünü ya da ne görmediğini. Neyi kime nasıl ispatlarsın ki?

Anlayacağınız tüm günüm pek bir keyifsizdi. İçimde hep bir ağlama isteğiyle dolaştım ama ağlamadım merak etmeyin. :)

Gün boyu kendime hakim oldum ve yol boyu. Toplu taşıma aracından inip yalnız kalmayı başarabildiğim an özgür bıraktım tüm hüznümü dolayısıyla gözyaşlarımı. Ağlaya ağlaya gittim bir parka oturdum. Biraz sakinleşeyim istedim. Çocukları izledim, spor yapmaya gelmiş teyzeleri izledim. Sonra bir kedi gördüm. Toprağı eşeliyordu. dikkatimi çekti. Ne yapıyor ki acaba bu dememe kalmadan sevgili kedi açtığı çukura tuvaletini yapmaya başladı. Vay anasını dedim içimden. Tuvalet ihtiyacını gideren duyarlı kedi bir de açtığı çukuru kapatmaz mı? Yapmayın dedim, hayvan deyip geçmeyin. Bir tarafta böyle hayvanlar bir tarafta böyle insanlar.Ne yaman çelişki...

Kendimi biraz daha sakin hissettiğim an kalktım parktan, doğru eve ama hüzün bir kez çöreklendi ya içime kalkmaz kolay kolay...

Demem o ki, kırmasın kimse kimseyi ve kırılmasın insanlar bu kadar çabuk. Sıradan insanların yaptıklarına gülüp geçilebilir ama değer verilenlerin yaptıkları oturuyor insanın içine koca bir taş gibi. Düğüm düğüm oluyorsun sonra. 

Neyse efendim, bu da tarihe böyle bir not olarak düşsün. 

İÇ DÖKÜŞ - 14



Bizi birbirimizden ayıran şeyler ne şu hayatta? Bunca ayrımcılığa sebep olan şey ne? Bunca kine, nefrete neden olay şey ne söylesene?
Niçin?
Neden bir arada yaşayamıyoruz? Neden birlikte ve mutlu olamıyoruz?
Neden birbirimizin canını yakmak için bu denli çaba gösteriyoruz? Neden kalbimi kırmak için can atıyorsun?
Bir de senin için akmasaydı şu gözyaşları... 
Oysa ki silen olmalıydın sen, akıtan değil.
Öpen olmalıydın parçalayan değil.
Seven olmalıydın inciten değil.

30 Haziran 2015 Salı

İÇ DÖKÜŞ - 13



Çabuk geçmesini dilediğim bir haftanın daha başlarındayım, bakalım geçme hızı geçen haftaya göre nasıl olacak? :)

Ramazan dolayısıyla bazı günler kendimi bitkin hissediyorum, algılarım zaman zaman kapanıyor ama genel olarak iyi gibiyim. Algılar demişken geçen gün ne oldu bir bilseniz...

27 Haziran 2015 Cumartesi

İZLEDİKLERİM - 7 (İNTOUCHABLES/CAN DOSTUM)


2011 Fransız yapımı Türkçeye 'Can Dostum' adıyla çevrilen drama/komedi tarzında film.

Daha çok komedi gibi dursa da insanı duygusal anlamda oldukça etkileyen bir film kendileri.

Bir kaza sonucu boyundan aşağısını hissetmeyen, felçli, zengin bir adam ile ona bakıcılık yapmak üzere işe alınan başka bir adamın arasında geçenleri anlatıyor. 

26 Haziran 2015 Cuma

ÇİÇEKLERİM - 2




Bir hafta daha bitmek üzere, bitse de gitsek modundayım bugün. Şu sıralar çalışmak hiç içimden gelmiyor niyeyse. Her şey ters gidecek ya, çalışmama isteğimle doğru orantılı olarak iş yoğunluğu var. :) 


23 Haziran 2015 Salı

BİSİKLET VE BEN


Haftanın son gününden yorgun bir merhaba... Bu hafta işler çok yoğundu, işlerin yoğunluğu yetmezmiş gibi bir de tek başıma kaldım odada, neye yetişeceğimi şaşırdım. Ahh bir de formasyon ödevlerim vardı pazar günü teslim etmem gereken, final yerine geçecek ve hala yapamadığım... Aklımda ödevler, önümde biriken işler böyle bir hafta geçirdim anlayacağınız.

18 Haziran 2015 Perşembe

İÇ DÖKÜŞ - 12



Kelebekler, böcekler uçuşuyor sanki içimde. Garip haller içerisindeyim, yaz geldi ya artık kesin olarak sanırım onun etkisi. İçim içime sığmıyor, hep bir gülme isteği... 
Mutluyum anlayacağınız, çok şükür hayatımda hiçbir sorun yok, tamamen düzene girmiş bir haldeyim artık. Huzur güzel şey, özlemişim huzurlu olmayı.

5 Haziran 2015 Cuma

MİM - 6 (BEN KÜÇÜKKEN)




Yazılarını beğenerek okuduğum deeptone mimlemişse davete icabet etmek gerek. :)

Başlığımız "ben küçükken" ve gerçekten şu an neler gelecek aklıma, neler yazacağım hiçbir fikrim yok. Doğaçlama bir yazı olacak, hadi bakalım hayırlısı :)


30 Mayıs 2015 Cumartesi

İÇ DÖKÜŞ - 11

Bu hafta iş yerinin gönderdiği bir eğitimdeydim. Belki fırsat bulursam eğitim maceralarımı da bir ara yazarım ama bugün farklı bir şeyden bahsedeceğim. 

Aynı işle meşgul olduğumuz, farklı yerlerde çalışan 25 kişi katıldık eğitime. Daha önce hiç tanımadığım biri ve yine başka bir eğitimde tanıştığım başka biriyle aynı odayı paylaştım. Eğitimlerin güzel yanlarından biri de bu, hiç tanımadığın ama aynı işi yaptığın insanlarla tanışıp fikir alışverişinde bulunuyorsun. Kurumları ve yöneticileri çekiştiriyorsun. :) Benim için en keyifli yanı ise bambaşka insanlarla tanışıyorsun.

İZLEDİKLERİM - 6 (MY GİRL)




1991 yapımı dram filmi. Kimi yerlerinde üzüleceğiniz kimi yerlerinde tebessüm edebileceğiniz bir film. 1991 yapımı ancak ben daha yeni izledim ve benim gibi hala izlememişler var ise kesinlikle izlemelerini tavsiye ederim. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine izledim bende. :)

İÇ DÖKÜŞ - 10

Fazlaca sıradan insanların yer aldığı fazlaca sıradan bir hayatta, birazcık sıra dışı bir şeyler arıyor olmak hayalden başka bir şey değil. Bunun hayal olduğunu bilmek, aradığın şeyi hiçbir zaman bulamayacağını bilmek nasıl bir his? Ne yapmak gerek bu durumda? Pes mi etmeli? Sıradan bir mutluluğa razı mı gelmedi? Azla yetinmeli mi? 

Çok fazla insan var, çok fazla düşünce var, çok fazla hayat var ama ne yazık ki hepsi birbirinin aynısı. Sanki herkes bir fotokopi makinesinden çıkmış gibi, hiçbir fark yok aralarında. Aynı düşünceler, aynı istekler, aynı sorular, aynı cevaplar, aynı konuşmalar, aynı bakışmalar, aynı maskeler... İnandırıcı geliyor mu bütün bunlar sahiden? Mutlu ediyor mu gerçekten? Ne zaman gözlerini açacak insan? Ne zaman görebilecek göremediklerini? Ne zaman fark edecek zavallılığını?

Bütün bunları fark ettikten sonra hala var olmayan o şeyi aramak rol yapmaktan daha çok mutlu ediyor. Yaşamak için yaşamamalı insan, yaşamak istediği için yaşamalı. Aramalı, çabalamalı...

Ya vardır bir şey hayatında ya da yoktur. Ya olmalıdır ya da olmamalıdır. Olmamasına katlanılabilir ama 'birazcık' var olmasına katlanılamaz. Varmış gibi görünmesine dayanılamaz. Mış mışlar tatmin etmez belli bir seviyeden sonra. Bir kez açıldıysa gözün kapatamazsın tekrar. 

Bir üst insan ya da bir alt insan... Hangisi olmak isterdin? 

25 Mayıs 2015 Pazartesi

İZLEDİKLERİM - 5 (ONCE)



Önce sountracklerini dinleyip hayran kalmış sonrasında ise filmi izlemiştim ve sanırım en iyi filmler listem olsaydı muhakkak ilk sıralarda yer alırdı. Once...


17 günde çekimleri tamamlanmış sanırım (bir yerlerde okumuştum sanki.) maliyeti de oldukça düşük bir film olmasına karşın etkisi büyük. (hiç değilse benim için öyle olmuştu)

Biraz müzikal tadında ama çok çok samimi. Filmler, kitaplar, müzikler, sergiler... Her daim eleştirilecek bir yan bulunabilir, en güzelinde bile. Ancak ben bu filmde eleştirilecek kötü hiçbir yan bulamamıştım. Neden bu kadar çok etkiledi beni bilemiyorum.

İnsanın içinde bir yerlere değiyor, o kadar saf, o kadar duru ve kibar... İzlemekten ziyade yaşatıyor kendisini.


Aşk, yalnızlık, düş, hayat, müzik... 

İzlemeden geçmeyin ve sountrackini de mutlaka dinleyin, vesselam.

24 Mayıs 2015 Pazar

OKUDUKLARIM -24 (SOSYALİZM GELİYOR SAVULUN)



Hiç tereddüt etmeden 'son günlerde okuduğum en güzel kitap' diyebilirim bu kitap için. Es geçmek istemedim. 

Kitabın Adı       : Sosyalizm Geliyor Savulun
Kitabın Yazarı  : Aziz Nesin
Yayınevi           : Düşün Yayınevi
Yayın Yılı         : 1965 (Benim elimdeki kitap için geçerli tabii bu :) )
Kapak Resmi    : Semih BALCIOĞLU 

19 Mayıs 2015 Salı

UŞAK MACERAM - FORMASYON



Mart ayının başlarından beri Uşak Üniversitesinde formasyon derslerine giriyorum, inşallah bitince formasyonumu alıp rahata ermiş olacağım. :)
Hafta içi iş yerindeki yoğunluk, hafta sonu formasyon nedeniyle Uşak gidiş gelişler derken baya baya yorgunum ve bu yorgunluk arasında ne yazık ki buraya hiç vakit ayıramıyorum.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

YENİDEN MERHABA :)

Merhaba arkadaşlar, uzun bir süredir yoktum. Ne yazı yazabildim ne de sizlerin değerli yazılarını okuyabildim. :( Birkaç sorunla uğraşmak zorunda kaldığım sıkıntılı bir dönemdeydim ama çok şükür Rabbim'in de yardımıyla atlattım. Yeniden buralardayım.

Sizlere de bir selam etmek istedim. Umarım hepiniz iyisinizdir ve mutlusunuzdur. Yaz geldikçe bir neşeye bürünüyor insan, hepimiz payımıza düşen huzuru, umudu, neşeyi alabiliriz umarım.

Görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın.. :)

15 Şubat 2015 Pazar

BU BİR UTANÇ YAZISIDIR!



#özgecanaslan

Evet, bu bir utanç yazısıdır sevgili dostlar!
Çok utanıyorum.
Bu güzelim ülkenin bu hale gelmesinden ötürü çok utanıyorum.
Bazı değerlerimizi gün geçtikçe kaybetmeye devam ediyoruz. Peki neden? Nasıl? Bazen sosyal medya eliyle, bazen televizyon yayınları eliyle, bazen takip ettiğimiz ünlülerin eliyle, bazen gazete ve dergilerin eliyle oluyor bütün bunlar. Yavaş yavaş özgürlük adı altında 'ahlâksız'laştırılıyoruz. 

Nasıl bir neslin evladıyız oysa ki biz. Unutturuyorlar, belki kasıtlı olarak unutturuyorlar.
Atalarımızı, ceddimizi düşünüyorum ve utanıyorum.

Bu kadar onursuz varlıklara 'insan' deme mecburiyetinde kaldığım için 'insan'lığımdan utanıyorum.

Siz şimdi birde erkeklikten, adamlıktan, delikanlılıktan dem vuruyorsunuzdur. Karşınıza geçip yüzünüze tükürmek isterdim de sizler gibi insanlar için harcayacağım 'tükürük' bile israf geliyor bana.




Özgecan Aslan... İçime bir kaya oturttular, kaldıramıyorum ne yapsam. Düşündükçe daralıyorum. Sen nasıl katlandın peki kardeşim???

Söyleyecek o kadar çok söz var ki...

Böyle bir şeyi bırakın eyleme geçirmeyi bir an bile aklından geçirmek dahi şerefsizliktir! Şereften yoksun insandan bozma varlıklarla aynı dünyada, aynı ülkede nefes almak zorunda kaldığım için utanıyorum.

Bu tarz insanların almış oldukları her bir nefesten, her bir oksijenden ötürü ben utanıyorum!


10 Şubat 2015 Salı

PATLAYAN BALONLAR



Günaydın dostlar. Nasılsınız? Umarım keyfiniz yerindedir. Bildiğiniz gibi biraz zor bir dönemdeyim ben ama Rabbimin de yardımıyla atlatıyorum çok şükür. 

Dün akşam instagramda bir arkadaş yeni bir tag başlatmış. Blog ve instagram hesaplarımızda kullandığımız isimlerinin hikayesini anlattığımız bir tag. İnstagram üzerinden katılmıştım sonra aklıma buraya da yazmak geldi. 

27 Ocak 2015 Salı

İÇ DÖKÜŞ - 9



Çok şey istemiyorum senden be hayat. 

Sadece; ‘yavrum’ diyen bir annenin sesindeki o 'merhameti'

Bir babanın bakışındaki o 'sahiplenmeyi'

Ufacık bir çocuğun gözlerindeki  'güveni'

Japon balığını izlerken hissedilen o'sakinliği'

Uyuyan sevgiliyi izlerken hissedilen 'huzuru'

Bayramda lunaparka gitmiş bir çocuğun içindeki  'neşeyi'

Çok mu şey istedim ki?

25 Ocak 2015 Pazar

KULLANIYORUM - 9 REVİTALİFT MAGİC BLUR


Merhaba dostlar. Geçtiğimiz günlerde bir internet sitesinden birkaç kozmetik alışverişi yapmıştım. Bir gün ayrıca onların da yazısını yazarım ama bugün sizlere bir üründen bahsedeceğim. Yaptığım alışverişte deneme ürününü yollamışlar, Loreal Paris Revitalift Magic Blur

23 Ocak 2015 Cuma

ÇEYİZ ALIŞVERİŞİ - 6

Merhabalar, herkese iyi akşamlar diliyorum. Ne zamandır bir çeyiz alışverişi yazısı yazmadığımı fark ettim. :) 

Bakalım son zamanlarda neler almışım? Yorumlarınızı merakla bekliyorum. :) 

20 Ocak 2015 Salı

KUTU KAPLAMA

Merhabalar, tamamen tembelliğimden kaynaklı bir durum ile bir süredir yazı yazmayı ihmal ediyordum. Bu duruma bir dur demenin vakti gelmiştir deyip sarıldım klavyeye :))

Geçtiğimiz günlerde evdeki kullanılmayan ayakkabı kutularını kaplayarak bir arkadaşıma hediye kutusu yaptım ve bu fikre bayıldım. :) Daha önce de birçok yerde görmüştüm ben de daha önce yapmıştım ama paylaşmak şimdiye nasipmiş.


12 Ocak 2015 Pazartesi

İÇ DÖKÜŞ - 8



Hayat… Ne de saçma bir yer… Şu an ki haliyle olduğu gibi çok saçma.  Belki bir miktar da garip. Takılmış gidiyoruz bir ağa. Balıkçı bizi nereye götürürsene zaman götürürse oraya gidiyoruz, o zaman gidiyoruz. Onun istediği rotada ilerliyoruz.

Hayat diye önümüze sundukları bu işte. Seçeneklerini bizim belirlemediğimiz ve belki de hiçbir zaman belirleyemeyeceğimiz bir takım tercihlerle özgür olmamız bekleniyor…

7 Ocak 2015 Çarşamba

ÇİÇEKLERİM - 1



Herkese merhaba, nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bugün fotoğraflarıma bakınırken aklıma geldi böyle bir yazı yazmak. Çiçeklerle aşk yaşıyorum dersem sanırım abartmış olmam. :) Çok seviyorum çiçekleri, evimi botanik bahçesine çevirmeme az kaldı. :) Birkaç çiçeğimi de sizlerle paylaşmak istedim.

3 Ocak 2015 Cumartesi

ETAMİNSEL İŞLER - 1

Merhaba, yeni yılın ilk yazısıyla karşınızdayım. Ne çabuk geçen bir yıl oldu benim için. Yeni gelen yılımız umarım hepiniz için bir önceki yıldan çok çok çok daha mutlu olabileceğiniz huzur dolu bir yıl olur.

Neyse efendim, geçtiğimiz yıldan beri bir etamin aşkıdır bende sormayın gitsin. :) Çok profesyonel olduğum söylenemez ama kendi çapımda bir şeyler yapıyorum. Bugün yaptıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. Bakalım beğenecek misiniz?