25 Ağustos 2015 Salı

GÖNDERİLMEYECEK MEKTUPLAR - 3

Tam da şu anda derin bir soluk almam gerekiyor. En büyük hissizliğimin içerisinde oturup soluklanmam gerekiyor. 
Uzunca bir nefes çekip içimde saklamalıyım o nefesi. Nefesimi siz yerine koymalıyım. 

Ahh, hayat çok zor bayım, hayat çok yorucu. Bazen küçük bir 'es' gerektiğini hissediyorum.

Bilebilseniz keşke...
Keskin bir virajın tam da önündeyim, viraj beni bekliyor.
Görebilseniz keşke...
Viraj keskin, ben çaresiz.
Hissedebilseniz keşke...

Bazen merak ediyorum da; niçin? Bana reva gördüğünüz bu acı sizce de fazla değil mi? Oysa siz öylesine masumsunuz ki. Gönlümün en masum çocuğu... 

23 Ağustos 2015 Pazar

GÖNDERİLMEYECEK MEKTUPLAR - 2

Oysa bahar gibiydi sesiniz. Bahar gibiydi sesinizdeki o tını. Tüm hücrelerimi yeniden canlandırıyordu, kış sonrası yeniden hayat bulan bitki örtüsü gibi.

Peki ya gülüşünüz? Merak ediyorum da, can verebilir mi ölmüş bir kalbe? 

Bilmem farkında mısınız, gülüşünüz ile tekrar hayata bağlayabiliyorsunuz kendinden hiçbir umudu kalmamış olan bir kalbi...

Susmasanız keşke. Sonsuz vaktiniz olsa ve sonsuz vaktim olsa, siz konuşsanız ben dinlesem. 
Siz gülseniz, ben gülsem. 
Siz gülümsedikçe ben hayata tekrar tutunsam. 
Siz gülseniz ben ağlasam. 
Siz güldükçe ben sarılsam tüm keşkelere ve tüm umutlara ve tüm hayallere ve tüm imkansızlıklara ve de tüm gözyaşlarına. 
Siz gülseniz ben tekrar ve tekrar bağlansam. 
Siz gülseniz ben sonsuzluğa karışsam. 

Ardından bir yıldız kaysa gökyüzünden ve tek dileğim olarak dökülse dudaklarımdan isminiz. Söylerken bile tüm benliğimin sarsılmasına sebep olan isminiz...


22 Ağustos 2015 Cumartesi

GÖNDERİLMEYECEK MEKTUPLAR - 1

İçimde hep bir hüzün. Böyle bir kimsesizlik hissi. Büyük bir özlem, küçük bir umut ve kimsesiz bir çocuk.
Çıkar mısınız aklımdan? Lütfen bayım, kalbimden çıkabilir misiniz rica etsem? Sözlerinizin bende yarattığı etkiyi bilseniz sanıyorum ki daha dikkatli olurdunuz. Her bir kelâmınız büyük bir zelzele oluşturuyor bende...
Keşke fark edebilseniz gözlerinizin bende bıraktığı etkiyi, keşke bilebilseniz ne yaralar açıyorsunuz yüreğimde.
Sönüyor bir bir gönlümde yanan tüm ışıklar.
Bayım bir bilseniz ne de güzel gülüyorsunuz öyle. Çekim alanınıza girmemek adeta imkansız.
Merak ediyorum da hangi limana demir attınız, hangi limanda beklemektesiniz acaba? Benim tek rotam sizin kalbinize çıkan yolu gösteriyor iken siz acaba hangi limanda konaklıyorsunuz?

21 Ağustos 2015 Cuma

DAKTİLO


Bugün daktilomu görücüye çıkarıyorum. :) Son birkaç aydır yapmaktan en çok zevk aldığım şeylerden biri ve hatta tek şey daktilo ile yazı yazmak. Tuşlara bastıkça çıkan o sesler öyle hoşuma gidiyor ki, keşke vaktim olsa da bütün gün yazsam. 

Gerçi son iki haftadır hiç elimi bile süremiyorum ama olsun, varlığı yeter. :)

20 Ağustos 2015 Perşembe

İÇ DÖKÜŞ - 15


Yine firarlardaydım ben. :) Nedense pek bir yazasım gelmedi son zamanlarda, ara sıra böyle oluyor. İçimden hiç yazmak gelmiyor. Yazmadığım sürelerde bol bol okudum. Aslında bazen de içimden okumak da gelmiyor ve aylarca tek bir sayfa bile okumuyorum. Böyle zamanlarda zorlamıyorum kendimi. 

7 Temmuz 2015 Salı

BU DA BÖYLE BİR GÜN

Yazıyı okumaya başlamadan önce ufak bir uyarı geçeyim. Fazlaca kişisel ve sıkıcı bir yazı olacak sanırım, şimdiden bilin istedim.

Uyarımı yapıp içimi rahatlattığıma göre başlayabilirim. :)

İşyerinden bir arkadaşla aramızda ufak bir sorun yaşandı bugün. Değer verdiğim bir arkadaş olduğu için fazlaca üzüldüm. Haklı olduğumu bilmeme rağmen sürekli olarak kendimi sakinleştirmeye, bir adım atmaya çalıştım ama arkadaş buna rağmen böyle bir triplere girince iyice moralim bozuldu.

Hani bazen olur ya haklısınızdır ama karşınızdaki kişi ısrarla kendi bildiğinin/sandığının doğru olduğunu düşünür fakat sen biliyorsundur ne duyduğunu ya da ne duymadığını, ne gördüğünü ya da ne görmediğini. Neyi kime nasıl ispatlarsın ki?

Anlayacağınız tüm günüm pek bir keyifsizdi. İçimde hep bir ağlama isteğiyle dolaştım ama ağlamadım merak etmeyin. :)

Gün boyu kendime hakim oldum ve yol boyu. Toplu taşıma aracından inip yalnız kalmayı başarabildiğim an özgür bıraktım tüm hüznümü dolayısıyla gözyaşlarımı. Ağlaya ağlaya gittim bir parka oturdum. Biraz sakinleşeyim istedim. Çocukları izledim, spor yapmaya gelmiş teyzeleri izledim. Sonra bir kedi gördüm. Toprağı eşeliyordu. dikkatimi çekti. Ne yapıyor ki acaba bu dememe kalmadan sevgili kedi açtığı çukura tuvaletini yapmaya başladı. Vay anasını dedim içimden. Tuvalet ihtiyacını gideren duyarlı kedi bir de açtığı çukuru kapatmaz mı? Yapmayın dedim, hayvan deyip geçmeyin. Bir tarafta böyle hayvanlar bir tarafta böyle insanlar.Ne yaman çelişki...

Kendimi biraz daha sakin hissettiğim an kalktım parktan, doğru eve ama hüzün bir kez çöreklendi ya içime kalkmaz kolay kolay...

Demem o ki, kırmasın kimse kimseyi ve kırılmasın insanlar bu kadar çabuk. Sıradan insanların yaptıklarına gülüp geçilebilir ama değer verilenlerin yaptıkları oturuyor insanın içine koca bir taş gibi. Düğüm düğüm oluyorsun sonra. 

Neyse efendim, bu da tarihe böyle bir not olarak düşsün. 

İÇ DÖKÜŞ - 14



Bizi birbirimizden ayıran şeyler ne şu hayatta? Bunca ayrımcılığa sebep olan şey ne? Bunca kine, nefrete neden olay şey ne söylesene?
Niçin?
Neden bir arada yaşayamıyoruz? Neden birlikte ve mutlu olamıyoruz?
Neden birbirimizin canını yakmak için bu denli çaba gösteriyoruz? Neden kalbimi kırmak için can atıyorsun?
Bir de senin için akmasaydı şu gözyaşları... 
Oysa ki silen olmalıydın sen, akıtan değil.
Öpen olmalıydın parçalayan değil.
Seven olmalıydın inciten değil.